top of page

“Sırplar Türkleri Sevmezmiş!” Peki, Siz Kaç Sırp Tanıyorsunuz?

Yazarın fotoğrafı: Su Cihantepe
Su Cihantepe
8 saat önce
11 dakikada okunur

Belgrad'da tıp okumak isteyen öğrencilerin aileleriyle yıllardır aynı konuşmayı yapıyoruz. Üniversiteyi anlatıyoruz, sınavı anlatıyoruz, şehri anlatıyoruz. Sonra o meşhur cümle geliyor...

Her On Veliden Sekizi Aynı Soruyu Sorarsa...

Yıllardır Belgrad Üniversitesi Tıp Fakültesini anlatıyoruz.

Üniversitenin akademik geçmişini, giriş sınavlarını, biyoloji ve kimya müfredatını, İngilizce tıp eğitimini, öğrenci yaşamını, konaklamayı, maliyetleri...

Her şey güzel gidiyor.

Sonra veli biraz duraksıyor.

Sesini hafifçe alçaltıyor.

Ve o meşhur cümle geliyor:

“Ama Sırplar ırkçıdır. Türkleri sevmezler!”

İlk duyduğumuzda uzun uzun açıklıyorduk.

İkinci kez duyduğumuzda yine açıklıyorduk.

Onuncu kez duyduğumuzda sabırla anlatmaya devam ediyorduk.

Şimdi mi?

Artık bazen gülümsüyoruz.

Çünkü kendi görüşmelerimizde, neredeyse her on veliden sekizinin konuşmanın bir yerinde aynı endişeyi dile getirdiğini görüyoruz.

Bu, bilimsel bir araştırmanın sonucu değil. Sophia Academy'nin ailelerle yaptığı görüşmelerden edindiği bir saha gözlemi.

Ama düşünmeye değer.

Bir ülkeyi bu kadar az tanıyıp insanları hakkında bu kadar kesin konuşabilmeyi nasıl başarıyoruz?

Sırplar Türkleri Sevmez mi? Peki, Kim Söyledi?

Bir veliye soruyoruz:

“Daha önce Belgrad'a gittiniz mi?”

“Hayır.”

“Sırbistan'da yaşayan bir Türk tanıdığınız var mı?”

“Yok.”

“Hiç Sırp arkadaşınız oldu mu?”

“Olmadı.”

“Peki, Sırpların Türkleri sevmediğini nereden biliyorsunuz?”

Cevaplar değişiyor.

“Öyle duydum.”

“Tarihte savaşmışız.”

“Bir yerde okumuştum.”

“Balkanlar öyle değil mi zaten?”

İşte tam burada duruyoruz.

Çünkü bir insanın endişelenmesiyle, endişesini kesin bilgi olarak sunması aynı şey değil.

Bir anne babanın çocuğunun güvenliğinden kaygılanmasını son derece doğal buluyoruz.

Hatta kaygılanmalı.

Altı yılını başka bir ülkede geçirecek bir gencin güvenliği, sosyal yaşamı ve karşılaşabileceği ayrımcılık ihtimali elbette araştırılmalı.

Ama araştırmak başka, peşin hüküm vermek başka.

“Acaba çocuğum ayrımcılıkla karşılaşır mı?” sorusu makuldür.

“Sırplar ırkçıdır!” cümlesi ise milyonlarca insan hakkında verilmiş bir hükümdür.

Ve bu iki cümle arasında ciddi bir fark vardır.

Beş Yüz Yıllık Tarihi Beş Dakikada Yargılamak

Türklerle Sırpların ortak geçmişi birkaç diplomatik ziyaretle başlamadı.

Yüzyıllar boyunca aynı coğrafyada yaşadılar.

Savaştılar.

Ticaret yaptılar.

Birbirlerinin dillerinden kelimeler aldılar.

Birbirlerinin mutfaklarına, şehirlerine, müziklerine ve günlük yaşamlarına izler bıraktılar.

Osmanlı döneminde Sırp toplumunun yaşadığı siyasi ve toplumsal çatışmaları yok sayamayız.

Sırp tarihindeki bağımsızlık mücadelelerini, tarihsel acıları ve bunların toplumsal hafızadaki yerini de küçümseyemeyiz.

Ama tarih öğrenmek, geçmişte yaşananları bugünün bütün insanlarına kişisel suç olarak yüklemek değildir.

Bugün Belgrad'da üniversiteye giden bir Sırp genci, beş yüz yıl önceki bir savaşın tarafı değildir.

Tıpkı bugün Türkiye'de yaşayan bir gencin Osmanlı tarihindeki bütün kararların sorumlusu olmadığı gibi.

Tarih, insanları anlamamıza yardımcı olmalı. Hiç tanımadığımız insanları mahkûm etmemize değil.

Sırplar Türkleri Hiç Sevmiyorsa, Bu Kadar Türkçe Kelimeyi Ne Yapacağız?

Şimdi biraz eğlenelim. :)

Sırbistan'a gidiyorsunuz.

Birisi size komšija diyor.

Komşu.

Bir başkası jastuk diyor.

Yastık.

Čarapa.

Çorap.

Kašika.

Kaşık.

Burek.

Börek.

Čorba.

Çorba.

Dućan.

Dükkân.

Kapija.

Kapı.

Bir bakıyorsunuz, yabancı bir dilin içinde tanıdık kelimeler dolaşıyor.

Üstelik birkaç tane değil.

Türk Dil Kurumu'nun yayımladığı akademik bir çalışmada, tarihsel dil araştırmalarında Sırpçada yaklaşık 9.000 Türkçe veya Türkçe aracılığıyla geçmiş kelimenin tespit edildiği belirtiliyor.

Elbette bu sayı, kelimelerin tamamının bugün günlük konuşmada aynı sıklıkta kullanıldığı anlamına gelmiyor.

Ama iki toplum arasındaki kültürel etkileşimin büyüklüğünü göstermeye yetiyor.

Birbirinden bütünüyle kopuk iki toplumun dilinde böyle izler kalır mı?

Pek kolay değil.

Yalnız burada bir yanlış anlamayı da önleyelim.

Ortak kelimeler, toplumlar arasında hiç düşmanlık yaşanmadığının kanıtı değildir.

Ama tarihimizin yalnızca savaşlardan ibaret olmadığının güzel bir hatırlatıcısıdır.

Bir Kahve İçelim de Öyle Konuşalım!

Belgrad'ın kahve kültürünü bilmeden Türk-Sırp ilişkilerinden konuşmak biraz eksik kalır.

Osmanlı döneminde Belgrad, Balkanların önemli ticaret ve kültür merkezlerinden biriydi.

Kahve de bu kültürel etkileşimin önemli parçalarından biri oldu.

Belgrad'da 1522 yılında bir kahvehane açıldığına ilişkin tarihsel anlatılar, şehrin Avrupa'daki erken kahve kültürüyle ilişkisini gösteren örnekler arasında anılır.

Belgrad'ın Avrupa'daki ilk kahvehanelerden birine ev sahipliği yaptığı sıkça anlatılır. Bununla birlikte “Avrupa'nın kesinlikle ilk kahvehanesi” iddiasını tartışmasız tarihsel gerçek olarak sunmak doğru olmaz.

Ama hikâyenin özü değişmiyor.

Kahve, iki toplumun ortak kültürel geçmişinin önemli unsurlarından biri.

Şimdi düşünün.

Bir veli karşımızda oturmuş, Sırpların Türkleri sevmediğini anlatıyor.

Biz de ona Belgrad'ın kahve kültüründen söz ediyoruz.

İnsan ister istemez soruyor:

“Peki, bir Türk kahvesi içmeye Belgrad'a gitsek, fikriniz değişir mi?” :)

Elbette kahve içmek bütün tarihsel sorunları çözmez.

Ama bazen bir insanı tanımak, onun hakkında duyduğunuz on hikâyeden daha öğreticidir.

Börek Bizim, Burek Onların. Peki, Sofra Kimin?

Türkler ve Sırplar arasındaki kültürel yakınlığı anlamanın en keyifli yollarından biri mutfak kültürüne bakmaktır.

Türk mutfağındaki börek ile Sırp mutfağındaki burek arasındaki benzerlik hemen fark edilir. Sırbistan'da yaygın olan ćevapi ve pljeskavica gibi et yemekleri de Türk öğrencilerin tamamen yabancı bulmayabilecekleri tatlar arasındadır.

Elbette tarifler, sunumlar ve yemek alışkanlıkları farklıdır. Ama asıl benzerlik yalnızca yemeklerde değildir.

Misafir ağırlamak, birlikte sofraya oturmak, aileyle vakit geçirmek ve arkadaşlarla uzun sohbetler etmek her iki toplumda da karşılık bulabilen alışkanlıklardır.

Belgrad'da bir Sırp arkadaşının evine davet edilen Türk öğrencinin, kendisini tanıdık bir ortamda bulması mümkündür. Elbette her Sırp veya Türk ailesinin aynı alışkanlıklara sahip olduğunu söyleyemeyiz.

Bazen kültürel yakınlık, aynı dili konuşmak değil, aynı sofrada birbirini anlayabilmektir.

Belgrad Bir Tarih Kitabından İbaret Değildir

Belgrad'a ilk kez gelen ailelere mümkün olduğunca şehri tanımalarını öneriyoruz.

Kalemegdan'a gidin.

Sava ve Tuna nehirlerinin birleştiği yere bakın.

Knez Mihailova Caddesi'nde yürüyün.

Skadarlija'nın sokaklarını gezin.

Bayraklı Camii'ni görün.

Üniversite çevresini dolaşın.

Bir kafeye oturun.

Bir markete girin.

Toplu taşımayı kullanın.

Öğrencilerle konuşun.

Belgrad'ı yalnızca turistik fotoğraflarla değil, günlük yaşamıyla değerlendirin.

Çünkü üniversite eğitimi yalnızca amfilerden ve laboratuvarlardan ibaret değildir.

Öğrenci sabah ekmek alacak.

Arkadaş edinecek.

Hastalandığında doktora gidecek.

Ev kiralayacak.

Bazen yolunu kaybedecek.

Bazen birine adres soracak.

Altı yıl boyunca yaşayacağı şehri tanıması gerekiyor.

Bir şehri gerçekten tanımak istiyorsanız, yalnızca anıtlarına değil, insanlarının günlük hayatına da bakın.

Üniversite Koridorlarında Başlayan Türk-Sırp Arkadaşlıkları

Belgrad Üniversitesi Tıp Fakültesinde veya Diş Hekimliği Fakültesinde eğitim almayı düşünen Türk öğrenciler, doğal olarak akademik koşullar kadar sosyal hayatı da merak ediyor.

Sırplar Türk öğrencilerine nasıl davranıyor? Arkadaş edinmek kolay mı? Dil farklılığı sorun oluyor mu?

Bu sorulara bütün Sırp toplumunu kapsayan kesin cevaplar vermek mümkün değil. Ancak üniversite ortamının sunduğu sosyal imkânları değerlendirebiliriz.

Anatomi Sınavının Milliyeti Olur mu?

Bir düşünün. Anatomi sınavına hazırlanan Türk öğrenci ile aynı sınava çalışan Sırp öğrencinin ortak bir sorunu var: İkisi de sınavı geçmek istiyor. :)

Birlikte ders çalışmak, akademik kaynaklar hakkında konuşmak ve sınav dönemlerinde birbirine destek olmak farklı milletlerden öğrencilerin yakınlaşmasını sağlayabilir.

İngilizce ve Sırpça programların ders düzenleri farklı olabileceği için öğrencilerin her zaman aynı sınıflarda bulunduğunu varsaymamak gerekir. Ancak kampüs ortamı, üniversite etkinlikleri ve ortak sosyal alanlar yeni arkadaşlıklar kurmak için fırsatlar yaratabilir.

Bir üniversiteyi yalnızca derslikleriyle değil, o dersliklerde ve çevresinde kurulan insan ilişkileriyle de değerlendirmek gerekir.

Diş Hekimliği Öğrencileri İçin Sırpça Neden Önemli?

Diş hekimliği eğitimi yalnızca teorik bilgi edinmekten ibaret değildir. Öğrenciler ilerleyen yıllarda klinik uygulamalarla, hastalarla ve farklı iletişim ortamlarıyla karşılaşırlar.

İngilizce eğitim alıyor olmak, Sırpça öğrenmenin gereksiz olduğu anlamına gelmez. Temel düzeyde Sırpça bilmek hem sosyal hayatı hem de yerel insanlarla iletişimi kolaylaştırabilir. Klinik dönemlerdeki dil gereklilikleri ilgili fakülteden ayrıca öğrenilmelidir.

Türkçe Öğrenen Sırplar da Var. Şaşırdınız mı?

Bir Türk öğrenci Belgrad'a gittiğinde Sırpça öğrenmeye çalışabilir. Peki aynı şehirde Türkçe öğrenmeye çalışan Sırplar olduğunu biliyor musunuz?

Belgrad Yunus Emre Enstitüsü, Türkçe öğretimi ve kültürel etkinlikleriyle iki toplum arasındaki etkileşimi destekleyen kurumlardan biridir. Dil etkinlikleri ve Türk sinemasını tanıtan programlar bu etkileşimin örneklerindendir.

Siz Sırpça bir kelime öğrenmeye çalışıyorsunuz. Karşınızdaki Sırp öğrenci de size Türkçe bir cümle kurmaya çalışıyor. İkiniz de yanlış telaffuz ediyorsunuz. İkiniz de gülüyorsunuz. Belki de güzel bir arkadaşlık böyle başlıyor.

Kültürel yakınlık, geçmişte aynı coğrafyada yaşamış olmaktan ibaret değildir. Bugün birbirimizin dilini ve hayatını merak etmeye devam etmektir.

Türkiye ile Sırbistan Arasındaki Ekonomik İlişkiler

İki ülke arasındaki ilişkiler yalnızca tarih ve kültürden oluşmuyor. Ticaret, yatırım, turizm ve ulaşım alanlarında da karşılıklı ilişkiler bulunuyor.

Türk şirketlerinin Sırbistan'daki faaliyetleri, iki ülke arasındaki seyahatler ve kültürel organizasyonlar toplumların birbirini tanımasına katkıda bulunabilecek alanlardır.

Belgrad'da yaşayan bir Türk öğrencinin Türk markalarıyla karşılaşması veya Türkiye'yi ziyaret etmiş Sırplarla tanışması, bu ilişkilerin günlük hayattaki yansımalarından olabilir.

Elbette ekonomik ilişkilerin gelişmesi, bütün Sırpların Türkiye'ye aynı şekilde baktığı anlamına gelmez. Öğrencilere otomatik çalışma veya staj hakkı da sağlamaz.

Devletler ticaret yaparken, gençler birbirlerinin dillerini öğrenirken iki toplumu yalnızca geçmişteki savaşlarla tanımlamak ne kadar anlamlı?

Peki, Sırbistan'da Hiç Irkçılık Yok mu?

Böyle bir şey söyleyemeyiz.

Sırbistan'da da ayrımcılık yaşanabilir.

Türkiye'de de.

Avrupa'nın başka ülkelerinde de.

Dünyanın herhangi bir yerinde de.

Bir ülkede ayrımcılık yaşanabileceğini kabul etmekle, o ülkenin bütün vatandaşlarını ırkçı ilan etmek arasında büyük fark vardır.

Biz hiçbir öğrenciye, hiçbir ülkede olumsuz bir deneyim yaşamayacağının garantisini veremeyiz.

Böyle bir garanti vermek zaten ciddiyetsizlik olur.

Ama bir öğrencinin güvenliğini değerlendirirken söylentiler yerine somut bilgilere, öğrenci deneyimlerine, üniversitenin destek mekanizmalarına ve yaşanmış olaylara bakabiliriz.

Ayrımcılık endişesi taşıyan ailelerin sorularını küçümsemiyoruz.

Yalnızca bu endişenin araştırmaya dönüşmesini istiyoruz.

Bir ülkede kötü bir insanla karşılaşmanız, o ülkenin bütün insanlarının kötü olduğu anlamına gelmez.

Tersi de geçerlidir.

Bir ülkede çok iyi insanlarla tanışmanız, orada hiçbir sorun yaşanmayacağının garantisi değildir.

Bizim yaklaşımımız bu kadar basit.

Belgrad Üniversitesi Tıp Fakültesi Sırp Öğrencilerden mi İbaret?

Hayır.

Belgrad Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin İngilizce tıp programı, farklı ülkelerden gelen uluslararası öğrencilerin eğitim aldığı bir akademik ortamdır.

Dolayısıyla Belgrad'da tıp okumayı planlayan bir Türk öğrenci yalnızca Sırp öğrencilerle değil, farklı kültürlerden gelen gençlerle de tanışma imkânına sahiptir.

Burada asıl değerlendirilmesi gereken konular şunlardır:

  • Üniversitenin akademik yeterliliği ve eğitim programı.

  • Giriş sınavı ve öğrencinin hazırlık düzeyi.

  • İngilizce eğitimin yanında klinik dönemde Sırpça iletişim ihtiyacı.

  • Öğrencinin sosyal uyumu ve yaşam koşulları.

  • Güvenlik, konaklama ve yerel destek olanakları.

  • Mezuniyet sonrası mesleki hedefler ve diploma denkliği.

Bunların her biri somut biçimde araştırılabilir.

Ama “Sırplar bizi sevmezmiş” cümlesiyle bunların hiçbirine cevap verilemez.

Belgrad'da Okuyan Öğrencilerimize de Soralım

Bir ülkeyi anlatmanın iki yolu vardır: Genel bilgiler vermek veya orada yaşayan insanların deneyimlerini dinlemek. Biz ikinci yolu özellikle önemsiyoruz.

Elbette tek bir öğrencinin deneyimi bütün toplumu temsil etmez. Ama gerçek deneyimleri dinlemek, araştırmanın vazgeçilmez bir parçasıdır.

Büşra — Belgrad Tıp Fakültesi, 4. Sınıf

Büşra dört yıldır Belgrad'da tıp eğitimi alıyor. Ona özellikle şunu soracağız:

“Belgrad'a ilk geldiğin günlerde Sırplar hakkında ne düşünüyordun? Dört yılın sonunda bu düşüncelerinde neler değişti?”

“Bir Sırp arkadaşının sana yaptığı ve hâlâ unutamadığın bir iyilik var mı?”

Büşra'nın kendi ifadeleri görüşmesi tamamlandığında bu bölüme eklenecektir.

Zeynep — Belgrad Tıp Fakültesi, 2. Sınıf

Zeynep'in deneyimi, yabancı bir ülkede yaşamaya ve akademik düzene uyum sağlamaya çalışan yeni öğrenciler için önemli.

“Belgrad'da ilk arkadaşlıklarını nasıl kurdun? Sırp öğrencilerle veya yerel insanlarla yaşadığın seni mutlu eden bir karşılaşma oldu mu?”

Zeynep'in gerçek gözlemleri bu bölümde paylaşılacaktır.

Derin — Belgrad Diş Hekimliği Fakültesi, 2. Sınıf

Derin'in anlatacakları özellikle diş hekimliği adayları için değerli olacak.

“Diş hekimliği eğitiminde yerel dili bilmek ve Sırp toplumuyla iletişim kurmak sana hangi açılardan yardımcı oldu veya hangi zorlukları yaşadın?”

“Belgrad'da kendini gerçekten bu şehre ait hissettiğin bir an oldu mu?”

Derin'in yanıtları alındığında bu bölüm tamamlanacaktır.

Bir Sırp Öğrenciye de Soralım

Bu makalede yalnızca Türk öğrencilerin konuşması yeterli değil. Çünkü kültürel etkileşim iki yönlüdür.

“Türk öğrencilerle arkadaşlık kurduğunuzda sizi en çok şaşırtan kültürel benzerlik neydi?”

“Türk arkadaşlarınız sayesinde Türkiye hakkında yeni bir şey öğrendiniz mi?”

“Sizce Türk ve Sırp öğrencilerin birbirlerinden öğrenebilecekleri en önemli şey nedir?”

Sırp öğrencinin kendi yanıtları alındığında bu bölüme eklenecektir.

Bir de Velilere Soralım: Sırplar Türkleri Sevmezmiş, Öyle mi?

Buraya kadar tarihi konuştuk.

Kültürü, ortak kelimeleri, aynı sofraları ve Belgrad'daki öğrenci hayatını anlattık.

Öğrencilerimize de söz verdik.

Peki ya anne babalar?

Çünkü bir öğrencinin yurt dışında yaşadıklarını bazen en iyi gözlemleyen insanlar, onu ziyaret eden veya yaşadığı sorunları uzaktan takip eden ailesidir.

Biz şimdi üç farklı şehirden üç velimize aynı soruyu yöneltmek istiyoruz.

Bekir Karataş — Tokat

“Çocuğunuzu Belgrad'a gönderirken Sırplar hakkında herhangi bir endişeniz var mıydı? Bugün, yaşadığınız deneyimlerden sonra ne düşünüyorsunuz?”

Bir de şunu merak ediyoruz:

“Belgrad'da bir Sırp vatandaşının size veya çocuğunuza gösterdiği, unutamadığınız bir yardım ya da misafirperverlik oldu mu?”

Bekir Karataş'ın kendi değerlendirmesi burada yayımlanacaktır.

Hakan Kırlı — Edirne

Edirne, Balkan coğrafyasıyla tarihî ve kültürel bağları olan bir şehir.

Peki bu yakınlık, Sırbistan hakkındaki düşüncelerimize ne kadar yansıyor?

Hakan Kırlı'ya soruyoruz:

“Belgrad'a gitmeden önce Sırp toplumu hakkında ne düşünüyordunuz? Şehri ve insanlarını tanıdıktan sonra düşünceleriniz değişti mi?”

Ve daha önemlisi:

“Bugün Belgrad'da üniversite okumayı düşünen bir öğrencinin ailesine, kendi deneyiminizden hareketle ne söylemek istersiniz?”

Hakan Kırlı'nın kendi değerlendirmesi burada yayımlanacaktır.

Alev Hatipoğlu — İstanbul

İstanbul'dan Belgrad'a uzanan bir üniversite yolculuğuna bu kez veli gözüyle bakalım.

Alev Hatipoğlu'na soruyoruz:

“Çocuğunuzun Belgrad'daki günlük yaşamında Sırp toplumuyla kurduğu ilişkiler hakkında neler gözlemlediniz?”

Bir sorumuz daha var:

“Belgrad'da sizi en çok şaşırtan olumlu ya da olumsuz deneyim neydi?”

Alev Hatipoğlu'nun kendi değerlendirmesi burada yayımlanacaktır.

Üç Şehir, Üç Veli, Tek Bir Soru

Tokat.

Edirne.

İstanbul.

Farklı şehirler, farklı aileler, farklı beklentiler...

Ama hepsine yönelttiğimiz temel soru aynı:

“Sırplar Türkleri sevmezmiş! Peki, sizin tanıdığınız Sırplar nasıl insanlardı?”

Elbette üç velimizin deneyimi milyonlarca insanı temsil etmeyecek.

Ama hiç yaşanmamış olaylar üzerinden üretilen kanaatler yerine, yaşanmış ve doğrulanabilir deneyimleri dinlemek çok daha anlamlı.

Olumlu olanları da paylaşacağız.

Varsa olumsuz olanları da.

Çünkü amacımız bir ülkeyi kusursuz göstermek değil.

Tanımadan hüküm vermek yerine, tanıyarak değerlendirmeyi teşvik etmek.

Bir de Sırp Ev Sahiplerine Soralım: Türk Öğrenciler Nasıl Kiracılar?

Şimdiye kadar hep aynı soruyu sorduk:

“Sırplar Türk öğrencilere nasıl davranıyor?”

Peki, soruyu tersine çevirsek?

“Türk öğrenciler Sırp ev sahiplerine nasıl davranıyor?”

Belgrad'da eğitim alan Türk öğrencilerin önemli bir bölümü kiralık dairelerde yaşıyor.

Bu nedenle yerel toplumla kurdukları ilişkilerin önemli bir kısmı üniversitenin dışında, gündelik yaşamın içinde gelişiyor.

Ev kiralama süreci, komşuluk ilişkileri, apartman yaşamı, kira ödemeleri ve ev sahipleriyle iletişim...

Bunların hepsi kültürel karşılaşmaların birer parçası.

Şimdi söz sırası Sırp ev sahiplerinde.

Onlara da birkaç soru sormak istiyoruz:

“Daha önce Türk öğrencilere ev kiraladınız mı? Deneyiminiz nasıldı?”

“Türk öğrencilerle iletişim kurarken sizi şaşırtan kültürel benzerlikler veya farklılıklar oldu mu?”

“Türk öğrencilerle yaşadığınız, hatırladığınız güzel bir olay var mı?”

“Yeniden bir Türk öğrenciye ev kiralamayı düşünür müsünüz? Neden?”

Ve belki de en ilginç soru:

“Türk öğrencilerle tanışmadan önce Türkiye hakkında ne düşünüyordunuz? Bugün ne düşünüyorsunuz?”

Burada yalnızca olumlu cevapları aramıyoruz.

Çünkü iyi komşuluk ve sağlıklı kiracı-ev sahibi ilişkileri, milliyetten çok karşılıklı saygıya, sorumlulukların yerine getirilmesine ve iletişime dayanır.

Bir Türk öğrencinin iyi kiracı olması, bütün Türk öğrencilerin aynı olduğu anlamına gelmez.

Bir Sırp ev sahibinin yardımsever olması da bütün Sırp ev sahiplerinin aynı davranacağı anlamına gelmez.

Ama karşılıklı deneyimler, iki toplumun birbirini günlük hayatta nasıl tanıdığını anlamamıza yardımcı olabilir.

Belki de Sırplara Sormamız Gereken Soru Şu:

“Türkleri seviyor musunuz?” değil...

“Tanıdığınız Türkler hakkında ne düşünüyorsunuz?”

Çünkü insanları milliyetleriyle değil, davranışlarıyla değerlendirmeye başladığımızda, önyargıların yerini gerçek deneyimler alabilir.

Ve belki de bu makalenin en güzel tarafı tam olarak bu olacak:

Türk öğrenciler konuşacak.

Sırp öğrenciler konuşacak.

Türk veliler konuşacak.

Sırp ev sahipleri konuşacak.

Herkes kendi yaşadığını anlatacak. Kararı da okuyucu verecek.

Sevgili Veliler, Belgrad Orada. Gidin Görün!

Şimdi size çok basit bir önerimiz var.

Belgrad'ı düşünüyorsanız, mümkünse üniversite kararını vermeden önce şehre gidin.

Üstelik Türk vatandaşları, geçerli seyahat koşullarını sağlamaları hâlinde Sırbistan'a kısa süreli ziyaretlerde vizeden muaftır.

Yani çoğu aile için şehri yerinde görmek, uzun bir vize başvuru süreci gerektirmiyor.

Üniversiteyi görün.

Tıp Fakültesinin bulunduğu çevreyi inceleyin.

Öğrencilerle konuşun.

Hatta mümkünse yalnızca Sophia Academy'nin yönlendirdiği öğrencilerle değil, hiç tanımadığınız Türk öğrencilerle de görüşün.

İyi deneyimleri dinleyin.

Kötü deneyimleri de dinleyin.

Şikâyetleri sorun.

Sırp öğrencilerle tanışın.

Bir kafede oturun.

Şehrin akşamını ve sabahını görün.

Sonra karar verin.

Beğenmezseniz gitmeyin.

Belgrad herkes için doğru şehir olmak zorunda değil.

Her öğrenci için doğru üniversite de Belgrad Üniversitesi olmak zorunda değil.

Ama bir ülkeyi görmeden, insanlarını tanımadan, üniversitesini incelemeden yalnızca duyduklarınızla karar vermeyin.

Biz size Belgrad'ı sevin demiyoruz. Tanıyın diyoruz.

Ailelere Bir Hatırlatma: Çocuğunuz Yalnızca Üniversiteye Gitmiyor

Yurt dışında üniversite eğitimi planlayan ailelerin öncelikleri var: Akademik kalite, eğitim ücreti, kabul koşulları, diploma ve denklik süreçleri. Bunların hepsi önemli.

Fakat çocuğunuz, yaşamının belki de en belirleyici altı yılını farklı bir ülkede geçirecek. Arkadaşlar edinecek, kendi hayatını yönetecek, farklı düşüncelerle karşılaşacak ve zamanla bağımsız bir birey olarak gelişecek.

Öğrencinin nasıl bir toplumda, nasıl bir sosyal çevrede ve hangi imkânlarla yaşayacağını da araştırmak gerekir.

Belgrad'daki akademik yaşamın güçlüklerini ayrıca değerlendirmek isteyen aileler, Belgrad Tıp Fakültesi Eğitimi ve Zorlukları başlıklı makalemizi okuyabilirler.

Biz Belgrad'ı Neden Seviyoruz?

Çünkü Belgrad'ı yalnızca bir üniversite şehri olarak görmüyoruz.

İki büyük nehrin birleştiği, tarih boyunca farklı medeniyetlerin iz bıraktığı, savaşlar yaşamış, yeniden ayağa kalkmış, kültürel hafızası güçlü bir şehir olarak görüyoruz.

Belgrad'ın geçmişinde Osmanlı var.

Avusturya-Macaristan var.

Yugoslavya var.

Modern Sırbistan var.

Farklı dönemlerin mimarisi, müziği, edebiyatı ve toplumsal hafızası var.

Ve bütün bunların ortasında yaşayan insanlar var.

Biz Belgrad'ı anlatmayı seviyoruz.

Çünkü bir öğrencinin yalnızca üniversitesini değil, yaşayacağı şehri de tanıması gerektiğine inanıyoruz.

Ama şunu da açıkça söyleyelim:

Belgrad'ı sevmemiz, onun kusursuz olduğunu düşündüğümüz anlamına gelmiyor.

Bir şehri sevmek, onun eksiklerini görmemek değildir. Eksikleriyle birlikte tanımaktır.

Asıl Soru: Sırplar Türkleri Seviyor mu, Yoksa Biz Sırpları Tanıyor muyuz?

Yazının başına dönelim.

“Abi, Sırplar Türkleri sevmezmiş!”

Peki, kim söyledi?

Nerede okudunuz?

Ne zaman gittiniz?

Kiminle konuştunuz?

Kaç Sırp tanıdınız?

Belki de en önemli soru şu:

Hiç tanımadığınız bir insanın sizi sevmediğinden nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz?

İnsan bazen kendi önyargısının farkına varamıyor.

Bir toplum hakkında duyduklarını bilgi zannediyor.

Geçmişte yaşanmış bir olayı bugünün bütün insanlarına mal ediyor.

Sonra da çocuğunun geleceği hakkında karar veriyor.

Bizim itirazımız buna.

Yoksa herkes Belgrad'da tıp okumak zorunda değil.

Herkes Sırbistan'ı sevmek zorunda da değil.

Ama herkesin kendi kararını verebilmek için yeterince araştırma yapması gerektiğine inanıyoruz.

Son Söz: Belgrad'a Tıp Okumaya Gittiniz. Peki Türkiye'ye Ne Getireceksiniz?

Altı yıl sonra mezun olduğunuzu düşünün.

Elinizde diplomanız var. Arkanızda zorlu sınavlar, uzun çalışma geceleri ve yoğun bir üniversite hayatı...

Peki başka?

Belki Sırpça konuşabiliyorsunuz. Belki Belgrad'da ömür boyu görüşeceğiniz arkadaşlarınız var. Belki farklı bir toplumun kültürünü ve günlük hayatını yakından tanıdınız.

İşte yurt dışında üniversite eğitiminin yalnızca akademik sonuçlarla ölçülemeyen tarafı da budur.

Biz Belgrad'ı anlatmaktan yorulmadık. Ama Belgrad'a hiç gitmemiş insanlara, Belgrad'da yaşayan insanların nasıl insanlar olduğunu anlatmaktan biraz yorulduk. :)

Bir tarafta binlerce ortak kelime. Bir tarafta yüzyılların kültürel mirası. Bir tarafta aynı sofralarda buluşan yemekler, aynı fincanlarda içilen kahveler.

Diğer tarafta:

“SIRPLAR TÜRKLERİ SEVMEZMİŞ!”

Peki.

Tarihi okuyun. Ama bugünün insanlarını da tanıyın.

Duyduklarınızı sorgulayın. Ama kendi önyargılarınızı da sorgulayın.

Çocuğunuzun geleceğini düşünün. Ama o geleceği hiç tanımadığınız insanlara ilişkin peşin hükümlerle sınırlandırmayın.

Belgrad orada. Üniversite orada. Sokaklar orada. İnsanlar orada.

Gidin, görün.

Belki dönünce yine aynı şeyi söyleyeceksiniz. Belki de fikriniz değişecek.

Ama en azından bu kez bir başkasının kanaatini değil, kendi gözlemlerinizi anlatacaksınız.

Ve şimdi tekrar soruyoruz: “SIRPLAR TÜRKLERİ SEVMEZMİŞ!”

Peki, siz kaç Sırp tanıyorsunuz?

SOPHIA ACADEMY | FİKRİYAT

It's not simple to be simple.


 
 
 

Yorumlar


Bu gönderiye yorum yapmak artık mümkün değil. Daha fazla bilgi için site sahibiyle iletişime geçin.

"Ülkemizde çoğu öğrenci, hiç ilgilenmediği aklına bile gelmeyen dallarda üniversite okuyor.

Böyle bir sistemden hayır gelmez."  Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu

Edirne

Kocasinan Mah. Atatürk Cad. No:56

GSM:  +90 536 837 28 34

Belgrad 

Bul. Vudroa Vilsona 10

GSM:  +381 61 144 14 36

Sofya
126 Vitosha Bulv. D: 4, 1463

GSM:  +359 88 330 1193

İstanbul
Selenium Retro, Ataköy 7-8-9-10 Kısım, D-9, B Blok Kat: 16, Ofis 321

Bakırköy

GSM: 0536 837 28 34 

​

Plovdiv

Osvobojdenie 42, Bld. 420, Kat 1, Ofis 1 Trakia, Plovdiv

GSM:  +359 88 330 1193
 

yurtdışında-tıp-okumak

+90 536 837 2834

  • w-facebook
  • Instagram

© Sophia Academy, Smartversity Int. Pathways are BAIE trademarks. Sophia Academy is fully accredited by Study in Europe Platform-STEP.
 

bottom of page