Avrupa’da Tıp Okumak İstiyoruz da Avrupa’yı Ne Kadar Tanıyoruz?

Avrupa’da üniversite okumak yalnızca bir diploma meselesi midir? Yoksa başka bir ülkeyi, başka insanları ve başka bir yaşam biçimini tanımaya da hazır olmak mı gerekir?
Avrupa’da tıp okumak istiyoruz.
Diplomamız Avrupa’dan olsun istiyoruz. Üniversitemiz köklü olsun, eğitimi kaliteli olsun, mezun olduğumuzda önümüze yeni kapılar açılsın istiyoruz.
Mümkünse İngilizce eğitim alalım. Üniversite ücretleri makul olsun. Yaşam maliyetleri de bizi fazla zorlamasın.
Güzel.
Peki, bütün bunları istediğimiz Avrupa’yı ne kadar tanıyoruz?
Daha doğrusu, tanımak istiyor muyuz?
Çünkü bazen öyle sorularla karşılaşıyoruz ki insanın aklına ister istemez şu geliyor:
Arkadaşlar, biz Avrupa’da üniversite mi arıyoruz, yoksa Avrupa’nın bizim alışkanlıklarımıza göre yeniden düzenlenmesini mi bekliyoruz? :)
1. Avrupa'da Tıp Okumak İstiyoruz da Avrupa'yı Ne Kadar Tanıyoruz?
Yurt dışında eğitim danışmanlığı yaparken yıllar içerisinde birbirinden ilginç sorular duyduk.
Bazıları gerçekten bilgi edinmek amacıyla soruluyor. Bazıları ise yıllardır kulaktan kulağa aktarılan düşüncelerin tekrarından ibaret.
Örneğin:
Sırplar Türkleri sevmezmiş, doğru mu?
Bulgarlar Türklere nasıl davranıyor?
Yunanistan’da Türk öğrenci olmak zor değil mi?
Orada bize farklı davranırlar mı?
Avrupa’da Müslüman öğrencilere karşı önyargı var mı?
Çocuğumuz kendisini yabancı hisseder mi?
Bu soruların sorulmasını yanlış bulmuyoruz.
Aksine, bir ailenin çocuğunu göndereceği ülkeyi araştırması son derece doğaldır.
Ancak bir noktada bilgi edinmekle önyargıyı doğrulatmaya çalışmak arasında önemli bir fark ortaya çıkıyor.
Örneğin bir veli bize, “Sırplar Türkleri sevmiyormuş, öyle değil mi?” diye sorduğunda aslında çoğu zaman Sırbistan hakkında bilgi istemiyor.
Daha önce duyduğu bir düşünceye onay arıyor.
İşte sorun da burada başlıyor.
Bir ülkeye gitmeden önce o ülkenin insanları hakkında hüküm vermişsek, orada yaşayacağımız altı yılı nasıl değerlendireceğiz?
2. Sırplar Türkleri Sevmiyor mu? Peki, Kim Söyledi?
Sırbistan ile Türkiye arasında tarih boyunca savaşlar, siyasi anlaşmazlıklar ve farklı dönemlerde gerginlikler yaşandı.
Bunları inkâr edecek değiliz.
Ancak tarih kitaplarında okuduğumuz olaylarla bugün Belgrad’da yaşayan bir üniversite öğrencisinin günlük hayatını aynı kefeye koymak ne kadar doğru?
Belgrad’da üniversiteye giden bir Türk öğrenci sabah derse giriyor, Sırp arkadaşlarıyla laboratuvar çalışması yapıyor, birlikte sınavlara hazırlanıyor.
Öğle arasında yemek yiyorlar.
Akşam birlikte ders çalışabiliyorlar.
Bazen birbirlerinin evlerine misafir oluyor, bazen de şehrin sokaklarında dolaşıyorlar.
Üstelik bütün bunlar yaşanırken kimse her sabah Osmanlı-Sırp ilişkilerini tartışarak güne başlamıyor. :)
Elbette her toplumda önyargılı insanlar bulunabilir. Sırbistan da bundan muaf değil.
Ancak milyonlarca insanı tarihsel bir genellemeyle değerlendirmek, öğrenciye gerçekçi bir bakış açısı kazandırmaz.
Bir Sırp öğrenciyle arkadaş olmak ne öğretir?
Belgrad'da tıp okuyan bir Türk öğrencinin Sırp sınıf arkadaşıyla kurduğu arkadaşlık, bazen bir tarih kitabından daha etkili olabilir.
Çünkü karşılıklı tanışıklık, insanların birbirlerini yalnızca milliyetleriyle değil, kişilikleriyle değerlendirmelerine imkân verir.
Dahası, bir öğrencinin farklı bir toplumda kendisini ifade edebilmesi, mesleki hayatında da önemli bir beceridir.
Yarın doktor olduğunda hastaları yalnızca kendi ülkesinden olmayacak.
Farklı kültürlerden insanlarla iletişim kurabilmesi gerekecek.
Tıp eğitimi yalnızca insan anatomisini öğrenmek değildir. İnsanı da öğrenmektir.
3. Bulgaristan’a Gidiyoruz Ama Bulgarca Öğrenmek İstemiyoruz!
Bu konuya özellikle değinmek istiyoruz.
Çünkü yıllardır karşılaştığımız en ilginç yaklaşımlardan biri şu:
“Çocuğumuz İngilizce tıp okuyacak. Bulgarca öğrenmesine gerek var mı?”
Arkadaşlar, altı yıl Bulgaristan’da yaşayacaksınız.
Market alışverişi yapacaksınız.
Ev kiralayacaksınız.
Komşularınız olacak.
Toplu taşıma kullanacaksınız.
Hastaneye gideceksiniz.
Üstelik tıp eğitimi alıyorsunuz. Klinik yıllarda Bulgar hastalarla karşılaşacaksınız.
Peki, bütün bunları hangi dilde gerçekleştirmeyi düşünüyorsunuz?
Elbette İngilizce birçok durumda işinizi kolaylaştırabilir.
Ancak İngilizce eğitim almakla yaşadığınız ülkenin dilini öğrenmemek arasında zorunlu bir bağlantı yok.
Bulgaristan’da İngilizce tıp okumak başka, Bulgaristan’da Bulgarca öğrenmeden yaşamakta ısrar etmek başka bir meseledir.
Biraz Bulgarca öğrenmek, yalnızca gündelik hayatı kolaylaştırmaz.
Yaşadığınız toplumla aranızdaki mesafeyi de azaltır.
Sofya’da bir komşunuza Bulgarca günaydın demek, Plovdiv’de bir esnafla birkaç cümle konuşabilmek ya da hastanın söylediklerini anlayabilmek size ne kaybettirir?
Hiçbir şey.
Ama çok şey kazandırabilir.
Bir de şu açıdan düşünelim:
Altı yıl boyunca bir ülkede yaşayıp o ülkenin dilinden birkaç cümle dışında hiçbir şey öğrenmeden dönmek gerçekten başarı mıdır?
Diplomanız olabilir.
Peki, yaşadığınız ülke size ne katmıştır?
4. Yunanistan’la Tarihimiz Var. Peki, Geleceğimiz Olmasın mı?
Türk-Yunan ilişkileri de tarih boyunca pek çok siyasi anlaşmazlığa sahne oldu.
Ancak bugünün Yunanistan'ını yalnızca bu anlaşmazlıklar üzerinden değerlendirmek ne kadar anlamlı?
Türkiye ile Yunanistan arasında turizm, ticaret, kültür, sanat ve günlük yaşam alanlarında çok sayıda ilişki bulunuyor.
Her yıl iki ülkenin insanları karşılıklı seyahat ediyor.
Türk turistler Yunan adalarını ziyaret ediyor. Yunan turistler İstanbul’a, Edirne’ye ve Ege kıyılarına geliyor.
İki toplumun mutfaklarında, müziklerinde ve gündelik alışkanlıklarında önemli benzerlikler bulunuyor.
Elbette farklılıklar da var.
Zaten kültürel etkileşimin güzelliği biraz da burada.
Bir Yunan öğrencinin Türk arkadaşıyla aynı üniversitede eğitim görmesi, farklı düşüncelerle karşılaşması ve birbirini tanıması neden sorun olsun?
Geçmişimizi bilmek zorundayız. Ancak geleceğimizi yalnızca geçmişte yaşanan anlaşmazlıkların üzerine inşa etmek zorunda değiliz.
5. Avrupa’yı Tanımak İçin Önce Avrupa’yı Tek Bir Ülke Sanmaktan Vazgeçelim
Avrupa dediğimiz yer tek bir toplumdan oluşmuyor.
Sofya başka bir şehir.
Belgrad başka.
Budapeşte başka.
Atina başka.
Prag başka.
Her birinin tarihi, sosyal alışkanlıkları, ekonomik koşulları, eğitim kurumları ve gündelik yaşam biçimi farklı.
Hatta aynı ülkenin iki şehri arasında bile önemli farklılıklar bulunabilir.
Örneğin Sofya ile Plovdiv'i, Belgrad ile Novi Sad'ı aynı yaşam deneyimi olarak değerlendirmek doğru olmaz.
Dolayısıyla Avrupa’da eğitim planlayan bir öğrenci yalnızca üniversitenin dünya sıralamasına veya öğrenim ücretine bakmamalı.
Yaşayacağı şehri de araştırmalı.
Orada hangi sosyal etkinlikler var?
Üniversite öğrencileri nasıl vakit geçiriyor?
Ulaşım olanakları neler?
Öğrenci toplulukları aktif mi?
Uluslararası öğrencilerin üniversite yaşamına katılımı nasıl?
Çünkü üniversite tercihi aynı zamanda altı yıllık bir yaşam tercihi.
6. Avrupa’nın İmkânlarını İstiyoruz. Peki, Sorumluluklarını?
Gelelim meselenin biraz daha düşündürücü tarafına.
Avrupa’da eğitim almak isteyen öğrencilerin ve ailelerin önemli bir bölümü, Avrupa üniversitelerinin sunduğu akademik olanakları önemsiyor.
Haklılar.
Ancak aynı öğrencilerin bir kısmı, üniversiteye başladıktan sonra kendi sorumluluklarını üstlenmekte zorlanabiliyor.
Örneğin:
“Devamsızlık konusunda biraz yardımcı olamazlar mı?”
“Bu sınavın telafisi yok mu?”
“Danışman üniversiteyle konuşsa olmaz mı?”
“Öğretim üyesi biraz anlayış gösteremez mi?”
Elbette üniversitelerin öğrencilerine destek sağlaması gerekir.
Elbette hastalık, ailevi sorunlar ve beklenmedik durumlar yaşanabilir.
Ancak akademik kurallarla karşılaşmak, her zaman haksızlığa uğramak anlamına gelmez.
Bir öğrenci Avrupa’da tıp eğitimi almak istiyorsa üniversitenin yalnızca diplomasını değil, akademik sorumluluklarını da kabul etmelidir.
Avrupa’nın eğitim standartlarını istiyorsak o standartların gerektirdiği disiplini de istemeliyiz.
Yoksa biraz tuhaf olmuyor mu?
Diploma Avrupa’dan olsun.
Kurallar ise mümkünse bize göre düzenlensin. :)
7. Anne Babalar, Çocuğunuzun Yerine Avrupa’da Yaşayamazsınız
Şimdi biraz da ailelerle konuşalım.
Çocuğunuzu yurt dışına gönderirken endişelenmeniz son derece anlaşılır.
Barınmasını, beslenmesini, güvenliğini ve akademik başarısını düşünüyorsunuz.
Ancak korumakla öğrencinin kendi hayatını yönetmesine fırsat vermemek arasında önemli bir fark var.
Üniversite öğrencisi artık kendi kararlarını vermeyi öğrenmeli.
Bir sorun yaşadığında çözüm arayabilmeli.
Gerektiğinde üniversitenin öğrenci işleriyle konuşabilmeli.
Ev sahibiyle iletişim kurabilmeli.
Hastalandığında ne yapacağını bilmeli.
Arkadaşlıklar kurabilmeli.
Yanlış kararlar verebilir. Hatalarından öğrenebilir.
Bütün bunlar yetişkinliğe geçişin doğal parçalarıdır.
Danışmanlık kurumu öğrencinin yanında olabilir. Ailesi destek verebilir.
Ama hiç kimse öğrencinin yerine altı yıl yaşayamaz.
Çocuğunuzun hayatını kolaylaştırmak isterken onun kendi hayatını yönetmeyi öğrenmesini engellemeyin.
Çünkü altı yıl sonra yalnızca diploma sahibi bir genç değil, kendi ayakları üzerinde durabilen bir insan görmek istiyorsunuz.
Öyle değil mi?
8. Sadece Üniversiteyi Değil, Şehri de Tanımaya Gidin
Bu nedenle yıllardır ailelere önemli bir tavsiyede bulunuyoruz:
İmkânınız varsa çocuğunuzun eğitim alacağı şehri önceden ziyaret edin.
Örneğin Belgrad'a gidin.
Üniversiteyi görün.
Fakültenin bulunduğu çevreyi inceleyin.
Toplu taşıma araçlarını kullanın.
Bir kafede oturun.
Marketleri gezin.
Öğrencilerle konuşun.
Mümkünse orada birkaç yıldır eğitim gören Türk öğrencilerle tanışın.
Sadece memnun olanlarla değil, zorlananlarla da konuşun.
Çünkü bir şehri tanımak, yalnızca güzel binalarının fotoğraflarına bakmak değildir.
Sofya için de aynı yaklaşımı benimseyin.
Şehirde birkaç gün geçirin.
Üniversiteyi, mahalleleri ve öğrenci yaşamını gözlemleyin.
Kendi gözlemlerinizle karar verin.
Sonuçta çocuğunuzun altı ya da yedi yılından ve ailenizin önemli bir maddi yatırımından söz ediyoruz.
Böylesine önemli bir kararı yalnızca internette okuduğunuz yorumlarla veya bir danışmanın anlattıklarıyla vermek zorunda değilsiniz.
9. Gerçek Kültürel Etkileşim Üniversitenin Dışında da Devam Ediyor
Türk öğrencilerin Avrupa'daki deneyimlerini değerlendirirken yalnızca akademik başarıya odaklanmak eksik bir yaklaşım olur.
Örneğin Sırbistan ve Türkiye arasında günümüzde turizm, ticaret, ulaşım ve kültürel etkinlikler üzerinden yoğun bir etkileşim yaşanıyor.
Türk şirketleri Sırbistan'da çeşitli sektörlerde faaliyet gösteriyor.
Belgrad ile İstanbul arasında hava ulaşımı bulunuyor.
Türk televizyon dizileri ve Türk mutfağı, bölgedeki kültürel tanışıklığın parçalarından biri.
Benzer şekilde Türkiye'de de Balkan mutfağına, müziğine ve kültürüne yönelik önemli bir ilgi var.
Üniversite öğrencileri ise bu etkileşimi gündelik hayatta doğrudan yaşayabiliyor.
Bir Türk öğrenci Sırp arkadaşına Türkçe birkaç kelime öğretebilir.
Sırp arkadaşı ona Sırpça konuşmayı öğretebilir.
Birlikte yemek hazırlayabilirler.
Birbirlerinin ülkelerini ziyaret edebilirler.
Bazen benzerliklerine şaşırırlar.
Bazen farklılıklarına.
İşte üniversite hayatının ders kitaplarında yazmayan tarafı budur.
İyi bir üniversite size meslek kazandırabilir. Farklı bir toplumda yaşamak ise dünyaya bakışınızı değiştirebilir.
Elbette bunun gerçekleşmesi için öğrencinin kendisini yalnızca kendi ülkesinden insanlarla sınırlamaması gerekir.
10. Avrupa’da Tıp Okumak İsteyen Öğrencilere Beş Soru
Sophia Academy olarak yurt dışında tıp okumak isteyen öğrencilere akademik yeterliliklerini değerlendirmeden önce bazı sorular yöneltmenin yararlı olduğunu düşünüyoruz.
Farklı bir kültürde yaşamaya gerçekten hazır mıyım?
İngilizce dışında yaşadığım ülkenin dilini de öğrenmek ister miyim?
Üniversitenin akademik kurallarına uyabilecek miyim?
Karşılaştığım sorunları ailem veya danışmanım olmadan çözmeyi öğrenebilir miyim?
Farklı milletlerden insanlarla arkadaşlık kurmaya açık mıyım?
Bu soruların tamamına hemen olumlu cevap vermek zorunda değilsiniz.
Ancak en azından üzerlerinde düşünmelisiniz.
Çünkü bazen öğrencinin yurt dışındaki başarısını belirleyen şey yalnızca biyoloji ve kimya bilgisi değildir.
Yeni bir hayata uyum sağlayabilme becerisidir.
11. Avrupa’ya Giderken Bazı Şeyleri Türkiye’de Bırakabilirsiniz :)
Yanınıza neler alacağınızı düşünüyorsunuz?
Kıyafetler.
Bilgisayar.
Kitaplar.
Pasaport.
Diploma.
Gerekli belgeler.
Peki, yanınıza almamanız gereken şeyleri düşündünüz mü?
Örneğin önyargılarınızı.
“Sırplar Türkleri sevmez” düşüncesini.
“Bulgarca öğrenmeye gerek yok” yaklaşımını.
“Nasıl olsa danışman halleder” beklentisini.
“Üniversite kuralları biraz esnetilebilir” alışkanlığını.
“Ben yalnızca Türk arkadaşlarımla görüşürüm” kararını.
Bunları valizinize koymayın.
Türkiye'de bırakın.
Çünkü altı yıllık bir eğitim yolculuğuna çıkarken yalnızca bavulunuzu değil, düşüncelerinizi de hazırlamanız gerekiyor.
Avrupa'ya giderken kendiniz olmaktan vazgeçmeniz gerekmiyor.
Kültürünüzü, dilinizi ve değerlerinizi koruyabilirsiniz.
Ancak başka kültürlere saygı göstermek de kendi kimliğinizden vazgeçmek anlamına gelmez.
İnsan kendi kültürünü severken başka kültürleri de tanıyabilir.
Hatta tanıdıkça kendi kültürünü daha iyi anlayabilir.
Son Söz: Biz Üniversite Arıyoruz, Sevgi Referandumu Yapmıyoruz!
Arkadaşlar,
Avrupa'da tıp okumak isteyen bir öğrencinin ilk görevi bütün Avrupalıları sevmek değildir.
Bütün Avrupalıların kendisini sevmesini beklemek de değildir.
Bir öğrencinin görevi öğrenmek, gelişmek, farklı insanlarla bir arada yaşamayı başarmak ve seçtiği mesleğin sorumluluğunu üstlenmektir.
Sırbistan'da eğitim alacaksanız Sırpları tanıyın.
Bulgaristan'da yaşayacaksanız Bulgarları tanıyın.
Yunanistan'a gidecekseniz Yunanları tanıyın.
Tarihlerini öğrenin.
Kültürlerini inceleyin.
Dillerine ilgi gösterin.
Ve mümkünse bütün bunları başkalarının önyargılarıyla değil, kendi deneyimlerinizle gerçekleştirin.
Çünkü altı yıl sonra elinizde yalnızca bir tıp diploması bulunmasın.
Farklı toplumları tanımış, farklı insanlarla iletişim kurmayı öğrenmiş, kendi kararlarını verebilen ve dünyaya daha geniş bir pencereden bakabilen bir insan da olun.
Unutmayın:
Biz çocuklarımıza üniversite arıyoruz. Balkanlar'da sevgi referandumu yapmıyoruz. :)
Bazı şeyleri Türkiye'de bırakabilirsiniz. :)
Doğru bilgi. Gerçek deneyim. Daha iyi karar. Daha güçlü gelecek.
SOPHIA ACADEMY
It's not simple to be simple.




Yorumlar