top of page

YÖK Tıp Denkliği ve Dünya Sıralaması Çelişkisi

Yazarın fotoğrafı: Kubilay Zer Göktürk
Kubilay Zer Göktürk
13 saat önce
10 dakikada okunur

Türkiye’de her yıl 3 milyondan fazla genç, tıp fakültesi sıralarında beyaz önlük giyebilmek adına devasa bir merkezi sınav çarkının (YKS) içinde yarışıyor. Ancak bu sistemin sınırları Türkiye ile de bitmiyor; Yükseköğretim Kurulu'nun katı bürokrasi duvarları, sınırın ötesinde en kaliteli eğitimi almak isteyen öğrencilerin de önünü kesiyor. Bugün yurtdışı tıp denkliği almak isteyen öğrencilerin karşısına dikilen tıp denkliği ilk 1000 şartı, hastaneleri ve klinik başarılarıyla tüm Avrupa Birliği’nde doğrudan tanınan köklü tıp üniversitelerini Ankara’daki bir masa başında "yetersiz" ilan ediyor. Üstelik bu karar akademik bir kalitesizlikten değil, tamamen kör bir bürokratik puanlama inadından ve bu inada göz yuman toplumsal bir teslimiyetten kaynaklanmaktadır. YÖK tıp denkliği süreci, adeta liyakati değil statükoyu koruyan bir yapıya dönüşmüş durumda.


Mevzuatın Anatomisi: 2017'den Mart 2024'e Yapay Barajlar

YÖK'ün yurtdışı tıp diplomalarına yönelik kısıtlama politikası bir gecede ortaya çıkmadı. Sürecin arka planında, yurtdışı yükseköğretim diplomaları tanıma ve denklik yönetmeliği tıp maddelerini sıkılaştıran sistemli bir "koruma politikası" yatmaktadır:

·       İlk Baraj Dönemi (2014-2015): YÖK, YKS'de tıp kazanamayan öğrencilerin bölge ülkelerine yoğun akınını durdurmak gerekçesiyle "ilk 500 okul" şartını bu yıllarda başlattı.

·       5 Aralık 2017 Yönetmeliği: Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmelik, bugün yaşanan akademik mağduriyetin asıl hukuki temelidir. YÖK bu düzenlemeyle, denklik şartını "bölüm veya alan" başarısına değil, "yükseköğretim kurumunun bütünsel (overall) sıralamasına" bağlamıştır.

·       Mart 2024 Düzenlemesi (Son Kilit): Kurallar tıp barajı olmayan adaylar için en uç noktaya taşındı: YKS puanı yoksa, okulun kayıt olunan yıl YÖK tarafından kabul edilen dünya sıralama kuruluşlarının (QS, THE, ARWU vb.) en az ikisinde birden İLK 1000'de yer alması zorunludur. İşte bu kural, Bulgaristan tıp fakültesi denklik süreçlerinde tıp eğitimi çok daha köklü olan tematik tıp üniversitelerini elerken, çok amaçlı dev bir kampüs üniversitesi olan Sofya Kliment Ohridski'yi tek seçenek olarak bıraktı.

Genel Sıralama Yanılsaması: Tematik Üniversiteler Neden Eleniyor?

YÖK, kabul ettiği sıralama kuruluşlarının zaten kendi sistemlerinde yayınladığı yurtdışı tıp alan sıralaması geçerli mi sorusunu görmezden gelerek büyük bir akademik körlüğe imza atıyor. Bu kuruluşlar üniversitelere genel puan verirken mühendislik, hukuk, edebiyat gibi tüm fakültelerin toplam yayın sayısına ve multidisipliner yapıya bakar.

Oysa Sofya tıp üniversitesi YÖK denkliği veya Varna tıp YÖK tanınırlığı araştırıldığında bu okulların "butik / tematik" yapısı öne çıkar; bünyelerinde başka branş yoktur, sadece sağlık bilimleri eğitimi verirler. Haliyle genel listede ilk 1000'e girmeleri zordur. Ancak iş klinik tıp dünya sıralaması YÖK değerlendirmesine geldiğinde, bu okulların rüştü küresel düzeyde tescillidir:

Üniversite Adı

Klinik/Sağlık Alanı Dünya Sıralaması

Genel (Overall) Dünya Sıralaması

YÖK Denklik Durumu (YKS Sınavsız)

Sofya Tıp Üniversitesi (MU-Sofia)

Dünyada İlk 355 - 500 Bandı (US News #355, THE #401-500)

İlk 1000 Dışında (Yaklaşık #1144 - 1500+)

RED ❌ (Klinikte dünya devi olmasına rağmen genel listeden dolayı tıp barajı istenir.)

Varna Tıp Üniversitesi (MU-Varna)

Dünyada İlk 504. Sıra (US News #504 - Clinical Medicine)

İlk 1000 Dışında (Yaklaşık #2500+)

RED ❌ (Klinik eğitimi harika olmasına rağmen genel listeden elenir.)

Sofya Kliment Ohridski Üni.

Klinik tıp alanında spesifik bir derece başarısı öne çıkmamaktadır.

Dünyada İlk 751 - 950 Bandı (QS ve Shanghai listelerinde)

ONAY (YKS Şartı Yok) (İçinde hukuk, edebiyat, matematik olduğu için genel listeden yırtar.)

Dünyanın en prestijli sıralama kuruluşu olan US News, Sofya Tıp Üniversitesi'ni klinik tıp alanında dünyanın en iyi 355. tıp fakültesi olarak seçiyor. Yani bu okulda okuyan bir öğrenci, Harvard veya Oxford standartlarına en yakın klinik eğitimi alıyor. Ancak YÖK, "Senin okulunda mühendislik fakültesi yok, bu yüzden genel puanın düşük, seni saymam" diyerek tematik tıp üniversiteleri denklik şartları duvarını öğrencilerin önüne örüyor.

YÖK Tıp Denkliği Sürecinde Avrupa Standartları Ankara Engeline Takılıyor

Avrupa Birliği genelinde diplomaların doğrudan tanınması, sıralama kuruluşlarının genel puanlarına değil, hukuki ve standartlaştırılmış bir eğitim müfredatına dayanır. Sadece Bulgaristan değil, Polonya tıp fakültesi denklik, Macaristan tıp YÖK denkliği ve Litvanya tıp YÖK tanınan üniversiteler listesindeki kurumların tamamı Bologna Süreci (AKTS) ve Directive 2005/36/EC (AB Mesleki Niteliklerin Tanınması Direktifi) hükümlerine bağlıdır.

Bu yasal altyapı uyarınca; bu ülkelerdeki bir tıp fakültesi ile Almanya veya Fransa'daki bir tıp fakültesi aynı asgari klinik saatini ve aynı teorik ders yükünü doldurmak zorundadır. Bu yüzden alınan diplomalar tüm AB'de, İngiltere'de ve Amerika'da (ECFMG kanalıyla) doğrudan geçerlidir. Alman Sağlık Bakanlığı'nın ameliyathaneye sokmaya güvendiği bir hekimi, YÖK'ün masa başında reddetmesi rasyonel hiçbir tıbbi gerekçeyle açıklanamaz.

İtirazın Hukuki ve Matematiksel Temeli: "Yığılma" Safsatası

YÖK'ün alan sıralamalarını reddederken öne sürdüğü en büyük argüman, "yurtdışına kontrolsüz öğrenci yığılması yaşanması ve Türkiye'deki sınav sisteminin hakkaniyetinin bozulması" iddiasıdır. Oysa tarafsız bir araştırmacı gözüyle bakıldığında, bu tezin hiçbir matematiksel temeli yoktur:

1.    Sınırlı Kontenjan: Klinik tıp alanında dünyada ilk 500'e giren üniversite sayısı zaten sınırlıdır. Kapı açılsa bile iddia edildiği gibi yüz binlerce öğrencinin buralara akın etmesi fiziksel olarak imkansızdır.

2.    Uluslararası Rekabet: Bu okullar sadece Türkiye'den öğrenci kabul eden yerel yapılar değildir. Dünyanın dört bir yanından gelen adaylarla yarışılmaktadır ve her okulun katı bir uluslararası kontenjan sınırı vardır.

3.    Akademik Seleksiyon: "Parasını veren mezun oluyor" algısı külliyen yanlıştır. Avrupa'daki bu köklü tıp fakülteleri ağır sınıfta kalma oranlarıyla bilinir. Ağır anatomi sınavları ve acımasız pratik mülakatlar yüzünden tıp eğitimine başlayan her 100 öğrenciden ancak çok küçük bir kısmı mezuniyeti görebilmektedir. Sistem, kalitesiz eğitimi kendi bünyesinde akademik ağırlığıyla zaten elemektedir.

"Kötüler Gidiyor" Algısının Çöküşü: İlk 100 Binlik Potansiyel Neden Kaçıyor?

Kamuoyunda yaratılan en sığ ve gerçek dışı algı, yurtdışığına giden öğrencilerin "YKS'de hiçbir başarı gösterememiş" kitleler olduğudur. Oysa gerçek tamamen farklıdır: Bugün Bulgaristan, Polonya, Macaristan ve Litvanya gibi ülkelere tıp eğitimi için giden Türk çocuklarının çok büyük bir bölümü, YKS'de ilk 100 bin sıralaması içine girmiş son derece parlak, çalışkan ve yüksek potansiyelli öğrencilerden oluşmaktadır.

Buradaki asıl soru ve sorun şudur: Bu çocuklar neden ülkeyi terk ediyor? Yanıt nettir: Türkiye'deki yükseköğretim sisteminin altyapısı ve nitelikli tıp kontenjanı yetersizdir. Eğer ülkenin eğitim sisteminin altyapısı bu çocukların potansiyelini karşılayabilecek düzeyde geniş ve nitelikli olsaydı, YKS'de ilk 100 bine girerek rüştünü ispatlamış bu binlerce parlak genç zaten kendi ülkesinde kalacaktı.

Sistem, ülkenin kendi altyapı yetersizliği yüzünden dışarıya itilen bu başarılı öğrencileri kucaklamak yerine; onları anlamsız bürokratik engellerle cezalandırmaktadır. Bir öğrencinin Türkiye'de Koç Üniversitesi veya Acıbadem gibi üst düzey tıp fakültelerinde eğitim alabilecek potansiyelle tıp okumak istemesi ve bu doğrultuda Varna veya Sofya Tıp gibi klinik devlerine yönelmesi bir suç değil, vizyondur.

YÖK'ün gözden kaçırdığı asıl gerçek, bu ağır eğitim şartlarını ve acımasız elenme süreçlerini aşarak mezun olmayı başaran o az sayıdaki gencin, ülkeye döndüğünde yaratacağı katma değerdir:

·       İki Dilli Klinik Vizyon: Eğitimlerini İngilizce tamamlayan bu gençler, hastane pratiklerinde halkla iletişim kurabilmek için yerel dilleri de öğrenerek çift dilli hekimler olarak yetişirler. Bu, Türkiye'nin küresel sağlık turizmi vizyonu için bulunmaz bir kazançtır.

·       Küresel Network: Dünyanın dört bir yanından gelen meslektaşlarıyla aynı ameliyathaneleri paylaşarak paha biçilemez bir uluslararası bağlantı ağı (network) inşa ederler.

Türkiye, YÖK engeli yüzünden aslında sıradan öğrencileri değil; küresel tıp vizyonuna sahip, sağlık sistemine vizyoner bir dinamizm katacak nitelikli beyin gücünü kendi elleriyle dışlamaktadır.

Madalyonun Acı Yüzü: "Denkliği Olsun Yeter" Diyen Veli Teslimiyeti

Sistemin yarattığı bu trajediyi maalesef sadece YÖK’ün katı masaları değil, tabandaki teslimiyetçi veli ve öğrenci algısı da besliyor. Bugün meydanlarda nitelikli eğitim hakkını aramak yerine, “Denkliği olan bir okuldan mezun olsun yeter, nasıl olsa doktorluğu Türkiye’ye dönünce hastanede öğrenecek” mantığı hakim kılınmış durumda. Üstelik bu yaklaşım çoğu zaman, “Sanki biz Türkiye’de tıp okurken okul sıralarında bir şey mi öğrendik, asıl meslek zorunlu hizmette, bizzat çalışırken öğreniliyor” itirafıyla normalleştiriliyor.

Bu popüler itiraf, aslında Türkiye’deki tıp eğitiminin de içinin ne kadar boşaltıldığının, pratikten uzaklaşıp sadece TUS (Tıpta Uzmanlık Sınavı) odaklı bir teorik yük haline geldiğinin acı bir belgesidir. Ancak tıp eğitimini sadece “diploma almaktan” ibaret gören bu pragmatik ve sadece günü kurtarmaya odaklı yaklaşım, Sofya Tıp veya Varna Tıp gibi klinikte dünya devi olan okulların sunduğu evrensel pratik vizyonunu ve altyapısını tamamen hiçe sayıyor.

Kamuoyu, evrensel ve liyakatli eğitimi savunmak yerine bürokrasinin dayattığı sınırlara razı olup "Sofya Kliment gibi kliniği zayıf ama genel sıralaması yüksek bir okula gidelim, diplomayı kurtaralım" dedikçe, YÖK’ün bu haksız sistemi değiştirme ihtiyacı ve motivasyonu da tamamen ortadan kalkıyor. Aileler çocuklarını güvenli limana çekmeye çalışırken, aslında onların uluslararası vizyonunu, çift dilli pratik yeteneğini ve ülkeye katacağı potansiyel değeri baştan yok ediyor. Sonuçta sistem; en iyi, en donanımlı hekimi yetiştirmeyi değil, sadece kağıt üstünde 'şartları sağlayan' ama klinik pratikten mahrum bırakılmış hekimler üretmeyi başarıyor.

Kağıt Üstündeki Başarı Ameliyathanede Hayat Kurtarmaz

Sonuç olarak, YÖK’ün "Dünya Listelerinde Genel İlk 1000" dayatması, tıp eğitiminin doğasına ve evrensel akademik gerçeklere yönelik büyük bir bürokratik haksızlıktır. Bu katı ve korumacı refleks, iddia edildiği gibi Türkiye’deki tıp eğitiminin kalitesini artırmıyor; aksine, kendi içindeki sınav endüstrisini ve vakıf üniversitesi kontenjan pazarını korumak uğruna tıp eğitiminin asıl kalbi olan 'klinik pratiği' kurban ediyor.

Dava açılması durumunda idari mahkemeler, YÖK'ün tıp eğitimi gibi insan sağlığını doğrudan ilgilendiren alanlarda "idarenin takdir yetkisi ve düzenleme serbestisi" olduğunu savunarak yönetmeliği usulden haklı bulabilmektedir. Ancak hukuki kılıflar, akademik gerçeği değiştirmez: Genel sıralama puanları ameliyathanede hayat kurtarmaz. Tıp eğitiminin asıl kalbi hastane koridorlarında, polikliniklerde ve kadavranın başında atar. YÖK bu liyakat dışı sistemde ısrar ettikçe, kaybeden sadece parlak hekim adaylarımız değil, en nihayetinde nitelikli hekim korumasından mahrum kalan Türk halkı olacaktır.



📌 YÖK Tıp Denkliği Hakkında Sıkça Sorulan Sorular / Cevaplanamayan Bürokratik Sorular


Soru 1: Bir tıp fakültesinin dünyada "Klinik ve Sağlık" alanında ilk 500’de ya da ilk 1000’nde olması, YÖK için neden tek başına bir "kalite" göstergesi kabul edilmiyor?

Çünkü YÖK, akademik kaliteyi değil, kurumun tüzel kişiliğini (bürokratik sınırları) esas alıyor. Dünya sıralama kuruluşları tıp alan sıralamalarını resmi olarak yayınlamasına rağmen; YÖK yönetmelikte yer alan "Yükseköğretim Kurumu" ifadesinin lafzına sığınarak, okulun tıp dışındaki mühendislik, hukuk, edebiyat gibi diğer tüm fakültelerinin toplam puanına bakıyor. Sonuçta klinikte dünya devi olan butik tıp üniversiteleri, sırf bünyelerinde hukuk veya mühendislik yok diye eleniyor.

Kesinlikle hayır. YKS'de ilk 100 bin içine girmek, Türkiye şartlarında akademik olarak rüştünü ispatlamış olmak demektir. Bu çocukların yurtdışına yönelmesinin asıl sebebi başarısızlık değil, Türkiye’deki nitelikli tıp eğitimi altyapısının ve kontenjanlarının bu potansiyeli karşılayamamasıdır. Sorun öğrencilerin niteliği değil, ülkenin kendi parlak çocuklarını içeride tutacak eğitim altyapısını sunamamasıdır.

Tıp eğitiminde "nitelik" ile "nicelik" (hasta sayısı) birbirine karıştırılmamalıdır. Türkiye’de bir asistan hekimin günde 80-100 hastaya bakmak zorunda kalması bir başarı değil, sistemik bir krizdir. Hasta başına 3 dakika düşen bir yoğunlukta akademik araştırma yapılamaz ve literatür takip edilemez. Oysa dünyada klinik alanda ilk 500'de yer alan Avrupa tıp fakültelerinde, bir hekim adayından hasta başına en az 30-40 dakika ayırması istenir; semptomları kanıta dayalı tıp (evidence-based medicine) yöntemleriyle, uluslararası simülasyon merkezlerinde ve kadavra başında sindirerek öğrenir. Amaç hekimi bir "hasta bakma makinesine" dönüştürmek değil, küresel tıp literatürüne yön veren yetkin birer bilim insanı yetiştirmektir.

YKS, bir öğrencinin iyi bir hekim olup olamayacağını ölçen tıbbi bir yetenek sınavı değil; ülkedeki üniversite altyapısının yetersizliği nedeniyle uygulanan bir "hız ve ezber" elemesidir. Bulgaristan, Polonya veya Macaristan'a tıp okumaya giden çocuklar YKS'de 3 milyon kişi arasından ilk 80 bin - 100 bin bandına girmiş, yani zaten Türkiye şartlarında akademik olarak kendini kanıtlamış çocuklardır. Üstelik bu öğrenciler gittikleri ülkelerde doğrudan eğitime başlayamazlar; çok ağır İngilizce tıbbi biyoloji ve kimya giriş sınavlarını geçmek zorundadırlar. Ortada bir haksızlık yok; ülkenin kendi altyapı yetersizliği yüzünden dışarıya ittiği parlak gençlerin, Avrupa standartlarında bir eğitimi kendi imkanlarıyla alma mücadelesi vardır.

Bu iddia, Avrupa yükseköğretim sistemini hiç tanımayan sığ bir şehir efsanesidir. Bahsettiğimiz üniversiteler 100 yılı aşkın geçmişi olan resmi devlet üniversiteleridir ve acımasız sınıfta kalma oranlarıyla bilinirler. Ağır anatomi sınavları, simülasyon merkezi testleri ve kadavra başındaki pratik mülakatlar yüzünden tıp eğitimine başlayan her 100 öğrenciden çok azı mezuniyeti görebilmektedir. Akademik ağırlık, kendi doğal elemesini hastane koridorlarında zaten katı bir şekilde yapmaktadır; YÖK'ün ek bir bürokratik filtre koymasına gerek yoktur.

Mesele sınavdan korkmak değil, sistemin başvuru hakkını daha kapıda tamamen gasp etmesidir. YÖK'ün yürürlükteki yönetmeliğine göre, YKS şartı olmadan tıp denkliği almak isteyen bir öğrenci genel listede ilk 1000'de olmayan bir tıp okulundan mezun olduğunda, YÖK onun dosyasını incelemeye dahi almadan doğrudan reddediyor. Yani öğrenciye "Sınava gir ve kendini kanıtla" şansı bile tanınmıyor. Ayrıca uygulanan STS sınavı, klinik hekimlik pratiğini değil, tamamen Türkiye'ye özgü ezbere dayalı TUS formatını ölçmektedir. Avrupa'da hasta vizitlerinde klinik disiplinle yetişen bir hekime, sadece Türkiye'deki ezber şablonlarına uymadığı için "yetersiz" demek akademik bir tasfiyedir.

Ortada tıbbi veya akademik hiçbir gerekçe yoktur, tamamen yerel mevzuat bariyeri vardır. Bulgaristan, Polonya veya Macaristan’daki tıp fakülteleri AB yasalarına tabidir ve müfredatları Almanya ile yasayla eşitlenmiştir. Avrupa, bu okullardan mezun olan doktorlara doğrudan çalışma hakkı verirken; YÖK'ün bu diplomaları reddetmesi eğitim kalitesini denetlemek değil, yerel sınav tekelleşmesini koruma refleksidir.

Bu teslimiyetçi yaklaşım, tıp eğitimini sadece bir "kağıt parçası (diploma)" almaya indirgiyor. Dünyada klinik alanda ilk 500'de yer alan devasa araştırma hastanelerinin sunduğu pratik vizyonu küçümsüyor. Veliler ve öğrenciler YÖK'ün kurallarına boyun eğip "kliniği zayıf ama genel sıralaması yüksek" okullara yöneldikçe, YÖK'ün bu haksız sistemi değiştirme motivasyonu kalmıyor ve sistem liyakatli hekim yerine sadece şartları kurtaran mezunlar üretiyor.

Bu çok acı bir sistemik itiraftır. Türkiye’deki tıp eğitiminin de sadece TUS (Tıpta Uzmanlık Sınavı) odaklı, ezbere dayalı ve pratikten uzak bir teorik yük haline geldiğini gösterir. Ancak kendi eğitimimizin eksikliğini bahane ederek, yurtdışındaki dünya çapında klinik imkanlara ve kadavra pratiklerine sahip elit tıp fakültelerini yok saymak, hatayı başka bir hatayla örtmeye çalışmaktır.

Matematiksel olarak bu imkansızdır. Dünyada klinik tıp alanında ilk 500’e girebilen üniversite sayısı sınırlıdır ve bu elit okulların kapasitesi bellidir. Ayrıca bu okullar sadece Türk öğrencileri beklemez; tüm dünyadan gelen küresel adaylarla yarışılır ve katı bir uluslararası kontenjan sınırı uygularlar. YÖK, var olmayan bir yığılma hayaletiyle savaşmaktadır.

Türkiye, tıp eğitimini İngilizce tamamlayan, hastane pratiklerinde halkla iletişim kurmak için ikinci bir yabancı dil öğrenen çift dilli hekimleri kaybediyor. Farklı ülkelerden gelen meslektaşlarıyla ameliyathaneleri paylaşarak paha biçilemez bir uluslararası network (bağlantı ağı) inşa etmiş, sağlık turizminde ülkeyi uçurabilecek vizyoner beyin gücü, sırf bürokratik bir puanlama inadı yüzünden sistemin dışına itiliyor.

Dolaylı olarak evet. Bir hekim adayını pratik, cerrahi ve klinik alanda dünyanın en iyileri arasında olan bir araştırma hastanesinden uzaklaştırıp; tıp kliniği zayıf ama bünyesinde başka fakülteler olduğu için genel puanı yüksek bir kampüse zorlamak, onun pratik reflekslerini zayıflatır. Kağıt üstündeki genel sıralama puanları ameliyathanede hayat kurtarmaz; hastanın hayatını hekimin klinik pratiği kurtarır.

Hukuken idarenin düzenleme serbestisini korumak adına güçlü görünse de akademik olarak samimiyetsizdir. YÖK’ün asıl derdi doktorun kalitesini ölçmek veya kamu yararını gözetmek değil; Türkiye içi eğitim pazarını, vakıf üniversitelerinin kontenjanlarını ve merkezi sınav endüstrisinin katı sınırlarını korumaktır. Sistem, liyakati değil statükoyu savunmaktadır.

Asıl derdimiz, Türkiye'de Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi ayarında üst düzey bir klinik eğitim alabilecek potansiyel ve bütçeye sahip bir Türk gencini, anlamsız bir bürokratik kural yüzünden Varna veya Sofya Tıp gibi klinik bir dev yerine, tıp kliniği listelerde bile yer almayan sırf genel sıralaması yüksek bir kuruma zorlamamaktır. Eğitim politikası öğrenciyi en iyi kliniğe yönlendirmelidir, en kolay evrak onayına değil.


 
 
 

Yorumlar


Bu gönderiye yorum yapmak artık mümkün değil. Daha fazla bilgi için site sahibiyle iletişime geçin.

"Ülkemizde çoğu öğrenci, hiç ilgilenmediği aklına bile gelmeyen dallarda üniversite okuyor.

Böyle bir sistemden hayır gelmez."  Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu

Edirne

Kocasinan Mah. Atatürk Cad. No:56

GSM:  +90 536 837 28 34

Belgrad 

Bul. Vudroa Vilsona 10

GSM:  +381 61 144 14 36

Sofya
126 Vitosha Bulv. D: 4, 1463

GSM:  +359 88 330 1193

İstanbul
Selenium Retro, Ataköy 7-8-9-10 Kısım, D-9, B Blok Kat: 16, Ofis 321

Bakırköy

GSM: 0536 837 28 34 

​

Plovdiv

Osvobojdenie 42, Bld. 420, Kat 1, Ofis 1 Trakia, Plovdiv

GSM:  +359 88 330 1193
 

yurtdışında-tıp-okumak

+90 536 837 2834

  • w-facebook
  • Instagram

© Sophia Academy, Smartversity Int. Pathways are BAIE trademarks. Sophia Academy is fully accredited by Study in Europe Platform-STEP.
 

bottom of page